Archive for the 'Article' Category

Magic 2010 Kural Değişiklikleri

m10

Magic the Gathering alemindeki yeni büyük güncellemeler Temmuz‘da piyasaya çıkacak olan Magic 2010 core set’i ile geliyor. 10th Edition‘dan sonraki core set olan Magic 2010‘un tamamlanmış spoiler listesi için şöyle buyrun. Shards of Alara‘daki gibi 249 kart bulunan sette 20 basic land dışındaki 229 kartın neredeyse yarısı yepyeni, ilk kez basılacak olan kartlardan oluşuyor. Wizards of the Coast yetkilileri core set’lerin bekleyeşini daha heyecanlı kılmak ve oyunun dinamiğini artırmak için kural güncellemelerinin yanında bu yeni set yapısını da benimsemişler. Ben şahsen çok beğendim bu durumu. Core set’lerin de bir heyecanı var artık…

Bu yeni core set’le beraber gelen kural değişikliklerinden bahsetmeye başlamadan önce setteki kartlara bir bakalım. Core set’te basılmayan en önemli kart tartışmasız Wrath of God oldu. M10 17 Temmuz’dan itibaren T2 turnuvalarında kullanılmaya başlayacak. Ve T2 desteleri Wrath of God‘sız kalacak… Bunun dışında core set dışında kalan diğer kartımız Glorious Anthem oldu. BW Tokens, GW Tokens, Kithkin gibi creature ağırlıklı T2 destelerinin gözde kartı da T2 dışında kalmış oldu.

2010 Core Set

10th Edition’daki dual land’lerin yerini alacak olan yeni dual land modelleri öncekilere çok benzemekle beraber ufak bir değişikliğe sahipler:

Glacial Fortress

Drowned Catacomb

Eskilerden olmazsa olmaz’lar:

Birds of Paradise + Ball Lightning

Planeswalker‘lardan 5 tanesi Magic 2010‘da da yer alıyor. Ajani Goldmane, Garruk Wildspeaker, Jace Beleren, Chandra Nalaar, Liliana Vess…

Planeswalkers in M10

İngilizce, Almanca ve Japonca basılmış Siege-Gang Commander:

Siege-Gang Commander in EnglishBelagerungstrupp-Kommandant auf Deutsch包囲-ギャングの司令官は日本語で堕。

Alara bloğu ile gelen yeni nadirlik derecesi mythic rare Magic 2010‘da da yer alıyor. Yukarıdaki kartlarda da zaten hem setteki bazı yenilikler hem de mythic rare kartlar  görülüyor.

Common + Uncommon in M10Rare + Mythic Rare in M10Ve yeni core set’ten bazı seçme kartlar:

Oh, yeah... Lightning Bolt!

Baneslayer Angel

Vampire Nocturnus

Nightmare

Clone

Magic 2010 pre-release ve release promo kartları:

Vampire Nocturnus Pre-release Promo

Ant Queen Release Promo

Ve şimdi sırada Magic 2010 kural değişiklikleri… WotC yetkilileri bir dolu kural değişikliğinin olduğunu söyledi, fakat hepsini duyurmadı. Sadece en önemli olanları duyurdu. Bunlardan da en önemli olanı combat’la alakalı değişiklik… Madde madde bu yeni değişikliklere bakacağız.

Kural değişiklikleri 11 Temmuz‘dan itibaren – Magic 2010 pre-release turnuvasının ilk gününde – geçerli olacak. Magic Online‘daysa 29 Temmuz‘dan itibaren geçerli olacak. Ve işte o değişiklikler:

1) Eş Zamanlı Mulligan

Normalde turnuva kurallarına göre oyuna başlayacak olan oyuncu mulligan yapıp yapmayacağını duyurur, sonra başlangıç elini onaylar – keep eder – ve sonraki oyuncu mulligan yapıp yapmayacağını söyler. Her iki oyuncu da aynı anda mulligan yapamaz. Eski kurallara göre prosedür böyleydi. Bir oyuncu mulligan alırken diğeri de mulligan alacaksa önce rakibinin mulligan işini bitirmesini beklerdi mecburen.

Şimdiyse bu saçma durum ortadan kalkmış oldu. Tüm resmi kuralların ve prosedürün gözetildiği turnuvalarda her iki oyuncu da aynı anda mulligan yapabilecek artık. Böylece zaman kaybı olmayacak turnuvalarda. Yeni prosedür şöyle olacak:

Oyuna başlayacak olan oyuncu mulligan yapıp yapmadığına karar verecek, sonra diğer oyuncu da buna karar verecek. Eğer her iki oyuncu da mulligan yapmak istiyorlarsa birbirlerini beklemeden aynı anda mulligan yapacak. Mulligan yapmayacak olan oyuncu bekleyecek tabii bu durumda. Mulligan sonrasında oyuna başlayacak olan oyuncu tekrar mulligan yapıp yapmayacağına karar verecek, ardından diğeri karar verecek. Her ikisi de yapacaksa aynı anda yapacaklar tekrar.Ve her iki taraf mulligan yapmayana kadar bu devam edecek. Eğer ilk mulligan yapıp yapmama kararı verilirken mulligan yapmamış oyuncu ikinci seferde mulligan yapmak isterse yapamayacak. İlk seferde mulligan yapan oyuncu tekrar mulligan yapabilecek. Biraz karışık anlatmış gibi oldum sanki, ama durum böyle yani artık… Tabii casual oyunlarda tamamen kafamıza göre takılmaya devam edeceğiz.

2) Terminolojik Değişiklikler

WotC bu değişikliği oyunu daha flavorful hale getirmek için yaptığını söylüyor. Ve benim gibi bir dolu insanın da hoşuna gitmeyen bir değişiklik bu yapılan… Birazdan aşağıda sıraladıktan sonra siz de benim gibi düşüneceksiniz muhtemelen. Oyunu Yu-Gi-Oh’a benzeten gereksiz terminolojik değişiklikler şöyle:

2A) Battlefield

Kafası karışan oyuncular ve oyunun daha flavorful olması – hikaye yönünün artması – için yapılmış bir değişiklikmiş bu. Played, comes into play, put into play kavramlarını birbirine karıştıranlar için in-play-zone‘un yeni ismi bundan sonra battlefield olacak. Bundan böyle kartlar oyuna gelmeyecek, oyuna koyulmayacak; kartlar savaş alanına – enter the battlefield veya  put onto the battlefield –  girecek veya koyulacak. Yukarıdaki kartlarda da bu değişiklik görülüyor zaten. Bundan sonraki bloklardaki tüm setlerde çıkacak olan her kartta bu yeni terim kullanılacak. Hiç hoşuma gitmedi bu. Kısa zamanda alışırız umarım.

2B) Cast, Play, ve Activate

Bu değişiklik de kafası karışan oyuncular için ve oyunun flavorful olması amacıyla yapılan bir değişiklik oluyor. Play a card eylemi cast a spell kavramı olarak değiştiriliyor. Bir kartı oynamak yerine büyü yapıyoruz artık.

Land’ler gibi spell olmayan permanent kartlarımızı ise oynamaya – play a land gibi – devam ediyoruz. Cast a spell kavramı sadece spell‘lerde geçerli oluyor.

Diğer terim değişikliği ise (activated abilities) aktifleştirilen özelliklerin oynanmasıyla alakalı… Aktifleştirilen özellikler bu değişiklikten sonra artık oynanmayıp (play) aktifleştirilecek (activate). Bir önceki terim değişikliğine göre oldukça yerinde bir değişiklik olmuş bu. Ki zaten çoğu oyuncu da activate activated abilities kavramını kullanıyordu.

Son olarak bir kartın elden oynanması ile elden koyulması arasındaki farkın yeni terminoloji ile nasıl çözüldüğünü iki kartla görelim. 10th Edition‘dan Elvish Piper ile Phage the Untouchable örnek kartlarımız olacak.

Elvish Piper

Phage the Untouchable

Elvish Piper: Green Mana,Tap : You may put a creature card from your hand into play.

Phage’in ilk özelliği: Green Mana,Tap : When Phage the Untouchable comes into play, if you didn’t play it from your hand, you lose the game.

Şimdi burada Phage’in ilk özelliğinde söylenen kartı elden oynamama durumu manasını ödeyerek oynamamayı kastediyor. Yani Phage’i Elvish Piper ile oynarsak eğer Phage’in ilk özelliğinde belirtildiği üzere oyunu otomatikman kaybederiz. Eski terminolojide bu elden oynamak ve elden koymak kavramları karışabildiğinden yeni terminolojiye göre Elvish Piper ve Phage’in ilk özelliği aşağıdaki gibi olacaktır:

Elvish Piper: Green Mana,Tap : You may put a creature card from your hand onto battlefield.

Phage’in ilk özelliği: Green Mana,Tap : When Phage the Untouchable enters the battlefield, if  you didn’t cast it from your hand, you lose the game.

2C) Exile

Bu sefer ki terminolojik değişiklik ise ”remove from the game” kalıbıyla ilgili… Gene flavorful amaçlarla yapılan bu değişiklik bu kalıbı daha az kelime ile ifade etmekte kullanılmak istenmiş. Removed-from-the-game-zone şeklinde belirtilen alanın in-play-zone (yeni ismiyle battlefield) gibi oyunun bölgelerinden biri olması da bu değişikliği gerekli kılmış WotC yetkililerine göre. Bundan böyle remove from the game tabiri yerine exile tabirini göreceğiz kartlarda. Removed-from-the-game-zone ise exile zone olarak değiştirilmiş olacak.

Undead Slayer

2D) Beginning of the End Step

Bu değişiklik 2B‘deki değişiklikten de güzel bir terminolojik değişiklik olmuş. At the end of turn ile until end of turn arasındaki ince fark bilinmediği zaman oldukça kafa karıştırıcı durumlar ortaya çıkabiliyordu. Bu değişiklik işte bu karışıklığı önlemek için yapılmış. At the end of turn‘ün anlamı turun gerçek sonu değildir. Değişikliğe göre bu aslında at the beginning of the end step‘tir. Bu adımda da hala bazı büyüler yapılabilir, bir takım olaylar cereyan edebilir. Until end of turn ifadesinin yer aldığı büyüler turun gerçek anlamdaki sonuna kadar devam ederler. Giant Growth gibi kartların özellikleri buna örnektir.

Geçmişte çıkmış olan kartların birinde bulunan bir ayrıntı WotC yetkililerinin dikkatini çekmiş. Fakat geriye dönük bir değişiklik yapmamışlar. Bunun sebebi ise sonbaharda çıkacak olan Zendikar setinde bu ayrıntının düzeltileceğiymiş.

Bu geçmişteki kart ise Dissension setindeki Rakdos Guildmage kartı:

Rakdos Guildmage

Burada dikkate alacağımız özelliği ikinci özellik olacak:

3 ManaRed Mana : Put a 2/1 red Goblin creature token with haste into play. Remove it from the game at end of turn.

Bu durumda at end of turn olayları çalıştıktan sonra bu özelliği kullanırsak Goblin token‘ı diğer tur boyunca oyunda kalacaktır ve diğer turun sonunda oyundan uzaklaşacak olması işleri biraz karmaşık hale sokuyordu. Buna end-of-turn-loophole deniyor. Kafası karışan oyuncu gürühu tabii ki bunu da karıştırdığından WotC kartın rule text‘ine bir ”next” ilave etti. Daha doğrusu Zendikar ile gelecek olan bu tür kartlarda fazladan next‘i ilave edecek. Yukarıdaki özellik yeni terminolojiyle şu hale gelmiş oldu:

3 ManaRed Mana : Put a 2/1 red Goblin creature token with haste onto the battlefield. Exile it at the beginning of the next end step.

3) Mana Pool ve Mana Burn

3A) Mana Pools Emptying

Genelde fazlar ve adımlar arasındaki fark bilinmez ve bunun doğuracağı sonuçlar dikkate alınmaz çoğu oyuncu tarafından. Normalde adımlar arasında mana havuzunda (mana pool) mana kalırken fazlar arasında havuzda mana kalmaz. Bir fazdan diğerine geçerken eğer havuzda mana varsa bu mana burn olarak oyuncuya hasar verir. Adımdan adıma aktarılan, yüzen mana kavramı oyuncular için anlaşılması güçtür. Bu yüzden genelde oyuncu diğer oyuncuya turu verirken mana havuzunda mana kalmamasına dikkat eder.

Yeni düzenlemeye göre artık mana havuzundaki tüm manalar her adımda ve fazda boşalacak. Yani, upkeep‘ten draw‘a ve declare attackers adımından declare blockers‘a geçişte havuzda mana kalmayacak.

Bu durumda Upwelling ve Sakura-Tribe Springcaller gibi kartlar için ufak bir güncelleme (errata) yapılacak. ”Mana doesn’t empty from mana pools” yerine ”mana doesn’t empty when steps or either” ifadeleri yer alacak. Radha, Heir to Keld ve Braid of Fire gibi kartlar bu değişiklikten etkilenmeyecek.

3B) Mana Burn Eliminated

Yeni oyuncular mana burn kavramıyla genelde mana burn yedikleri zaman tanışırlar. Ve bu kuralı hiç sevmezler o vakitten itibaren. Az önceki 3A değişikliği ile mana burn tarih oluyor. Artık her adım ve faz geçişinde mana pool‘daki manalar silindiğinden mana burn kavramı da kaldırılmış oluyor. Zaten mana burn’ün karşımıza çıkma ihtimali çok az olduğundan bu değişiklik günümüz oyunlarını pek etkilemeyecek. Sadece geçmişteki bazı kartların gücünü biraz azaltıp biraz artırmış olacak.

Bu kartlara örnek verecek olursak da Spectral Searchlight kartına bakabiliriz. Bu kartla rakibin mana havuzuna mana ekleyip mana burn yemesini sağlayabiliyorduk önceden. Bu değişiklikle bu hareket yapılamayacak artık. Bir kayıp da değil zaten bu. Gereksiz bir hareket yapılamamış olunuyor sadece.

Oyunların çok büyük bir kısmında karşılaşılmayan bu kuralın tamamen ortadan kalkması pek bir fark yaratmayacak bundan sonraki oyunlarımızda.

4) Token Ownership

Token’lara sahip olmak ve token’ları kontrol etmek gibi 2 farklı durum arasındaki ufak farkı genelde oyuncular fark etmemektedir. Ve genelde de token’lar kimin kontrolünde oyuna geldiyse sahibi de o olduğu kabul edilmektedir.

Şu ana kadar yürürlükte olan kural ”token’ları oyuna sokan büyüyü kontrol eden kişi token’ların sahibidir” kuralıydı. Bu kurala göre Hunted Dragon oynayarak rakibe kazandırılan tokenların kontrolü rakipte olmasına rağmen tokenların sahibi Hunted Dragon‘ı oynamış olan oyuncudur.

Mesela Brand oynayarak rakibe verilen token’ların sadece sahibiyken hem sahibi hem de onları kontrol eden kişi olunabilmektedir. Bu tür bir combo’yla rakibe verilen token’lar geri alınabilir.

Yeni kurala göre ”tokenların sahibi, tokenlar oyuna kimin kontrolünde geliyorsa odur”. Warp World kartını oynayan oyuncular dışında bu durum kimse için bir fark yaratmayacak.

5) Combat Damage No Longer Uses the Stack

Ve işte oyunu en çok etkileyecek en büyük ve en önemli değişikliğe geldi sıra… Hali hazırda combat sırasında damage önce stack‘te bekler. Bu durumda combat damage adımına geçmeden bir dolu büyü yapılıp, özellik aktifleştirilebilir. Eski oyuncular bu durumu sever ve ustalıkla kullanır. Ancak yeni oyuncular buna hemen alışamaz ve genelde de sevmezler bu durumu. Çünkü ustaca kullanmak biraz zaman alır.

Combat damage, stack‘e geçtikten sonra yaratıkların feda edilebilmesi, tekrar ele çağrılması gibi durumlardan dolayı yeni oyuncuların kafası karışmaktaydı. Ve genelde itirazlar eşliğinde güzelim combat baltalanırdı. Mogg Fanatic‘in hem blok yapması hem hasar vermesi veya 2 yaratığı birden öldürebilmesi durumları yeni oyuncular tarafından hoş karşılanmazdı ve oyunu öğreten kişi hilekarlıkla, üçkağıtla itham edilirdi.

Tüm bunlar fazların ve adımların iyi öğrenilmemesi veya hemen unutulmasından kaynaklanıyor esasında. Tembel çömez oyuncular oyunu öğrenmek yerine itiraz ettiklerinden ve sevgili WotC çömezleri desteklediğinden güzelim kural tarihe karışmış oluyor. Evet, artık combat damage stack’i kullanmayacak! Combat damage anında uygulanacak! Öğrenilmesi aslında çok kolay olan combat fazıysa şu sırayla çalışmakta:

Combat Phase

  1. Beginning of combat step
  2. Declare attackers step
  3. Declare blockers step
  4. Combat damage step
  5. End of combat step

Yeni kurala göre 3. ve 4. adımlar arasındaki combat damage‘in stack‘e yazılması adımı çıkartılmış oldu. Declare attackers‘dan sonra oynanan instant ve activated ability‘ler stack‘ten çıktıktan sonra combat‘taki aktif yaratıkların hasarları uygulanır. Birden fazla yaratık tek bir yaratığı blokluyorsa saldırıyı yapan oyuncu kendi yaratığının vuracağı damage‘i hangi sırayla bloklayan yaratıklara vereceğini belirler. Buna göre saldıran yaratık bloklayan yaratıklardan ilkine ölümcül hasar veremeden diğerlerine de hasar vermeye başlayamaz.

Oldu mu peki şimdi bu? Bence hiç olmadı, hem de hiç… Gene tamamen çömez oyuncular için yapılan combat‘ı basitleştiren gereksiz bir değişiklik olmuş. Karmaşık durumlarda her zaman daha güzel ve zekice planlanmış stratejiler çıkar. Ama sevgili WotC bunu anlamıyor ya da umursamıyor. Oyunu Blizzard‘ın WoW‘u şu an soktuğu hale sokuyor adeta. Neyse, olan olmuş. Boktan da olsa bu yeni kuralı öğrenmemiz ve alışmamız gerekiyor. Aşağıdaki örnek yeni combat’ların nasıl bir şeye benzeyeceğini gösteriyor:

Saldıran oyuncu savunan yaratıklara hangi sıra ile hasar vereceğini açıklar:

Örn. 1a

Declare blockers adımında yapılan ilk şey savunan oyuncunun hangi yaratıklar ile hangi saldıran yaratıkları savunduğudur. Buraya kadar her şey normaldir. Fakat savunan oyuncu birden fazla yaratığıyla tek bir saldıran yaratığı bloklamak istediğinde durum değişir ve bu yeni kural geçerli olur. Saldıran oyuncu bu durumda savunan yaratıklara hangi sırayla hasar vuracağını belirler. Tüm bu ilan etmeler ve belirlemeler bittikten sonra oyuncular combat damage adımına geçmeden önce her zamanki gibi instant‘larını oynayabilir veya ability‘lerini aktive edebilir.

Combat damage adımında ise saldıran oyuncu hasarı bloklayan yaratıklara dağıtabilir. Saldıran yaratık birden fazla yaratık tarafından bloklanıyorsa, saldıran oyuncu bu hasarı yaratıklara dağıtır. Declare blockers‘da belirlediği sıra ile bloklayan yaratıklara hasarı dağıtır. Birinci bloklayan yaratığa ölümcül hasar verilmişse, saldıran yaratığın verebileceği artan hasar sırasıyla 2. ve sonra hala artan bir hasar varsa 3. yaratığa verilebilir. Trample‘ın eski kural sistemindeki haline benzer bu.

Hasar uygulanır:

Örn. 1b

Bu yeni kurallara göre regenerate yapmak, hasar önleme büyüleri yapmak, yaratığı pump‘lamak veya başka combat hareketlerini yapmak istiyorsak tüm bunları declare blockers‘da yapmamız gerekiyor. Çünkü combat damage artık stack’e girmiyor…

6) Deathtouch

Az önceki combat‘taki bu değişiklikler yüzünden deathtouch ve lifelink özelliklerinde bazı sorunlar oluşmakta. Deathtouch‘daki sorunlardan biri şu: Deathtouch‘lı bir yaratıktan hasar yiyen bir yaratığın 2 kez regenerate olması gerekiyordu. İkincisiyse şuydu: Deathtouch, şu anki tanımlamasına göre bu özellik tetiklenen bir özelliktir (triggered ability). Ve yeni combat kurallarıyla birlikte düzgün çalışmıyordu. Örneğin; Kederekt Keeper gibi bir yaratık 2 adet 3/3 yaratık tarafından bloklanıyor olsa; yeni kurallar, hasarını bu 2 yaratığa paylaştırmasına izin vermeyeceğinden kartın kendisi anlamsız hale gelecektir.

İşte bu durumu çözmek için demin bahsettiğim deathtouch‘ın tetiklenen bir özellik olması durumu değiştirildi. Deathtouch artık tetiklenen bir özellik (triggered ability) değil sürekli etkin olan statik bir özellik (static ability) oldu. Bu yeni durum sayesinde hasarın yaratıklara paylaştırılamaması durumu da çözülmüş oluyor.

Acidic Slime

Bu durum bazı yeni sonuçların da doğmasına neden olmuştur. Deathtouch‘lı bir yaratığı bloklayan bir savunma yaratığını kurtarmak için regenerate ve tekrar ele çağırmak gibi hareketleri bundan böyle declare attackers’da yapmamız gerekiyor. Çünkü combat damage artık stack’e girmiyor…

Eskiden deathtouch‘lı bir yaratıktan hasar yemiş bir yaratığı regenerate ile kurtarmak istediğimizde deathtouch özelliğinin tetiklenen özellik olması nedeniyle bu regenerate işlemini 2 kez yapmamız gerekiyordu. Bu yeni kuraldan sonra deathtouch’ın statik hale gelmesinden dolayı hasar yemiş yaratığı tek bir regenerate ile kurtarabileceğiz.

7) Lifelink

Combat damage‘deki yenilikler deathtouch‘da olduğu gibi lifelink‘te de bazı değişikliklere neden oldu. Normalde lifelink, stack‘e giren tetiklenen bir özellikti. Lifelink‘li bir yaratıkla savunma yapan bir oyuncunun ölecek kadar hasar alması durumunda lifelink stack‘e girdiğinden ve çözülmesi için beklenildiğinden oyuncunun ölmesine ve oyunu kaybetmesine neden olmaktadır. Lifelink çözülmeden hasarı yediği için yeteri kadar life kazanamayıp hayatta kalamamaktadır. İşte yazının başından beridir bahsettiğim hem çömez hem de kafası karışan oyuncular bu durumu yanlış yorumlayıp zamanlama hatası yaparak ya oyunu kaybetmiştir ya da çok zor durumlara düşmüştür.

Bu sorunu çözmek için lifelink de deathtouch gibi statik özellikli hale getirilmiştir. Lifelink’li bir yaratık hasar vurursa, hasar vurduğu anda life kazandırır. Bu durum Lightning Helix‘deki gibidir. Yan etkisi ise artık kümülatifliğini kaybetmesidir. Lifelink‘li bir kaynak yalnızca vurduğu anda ve vurduğu kadar life kazandırır.

Child of Night

Hasar 2 adımda işleme sokulacaktır. Bu iki adım arasında bir zaman ayrımı yoktur. Art arda gerçekleşmektedir. 2 adıma ayrılmasının sebebi koruma ve değiştirme etkilerinin doğru uygulanabilmesi için bir ara oluşturmaktır.

Birinci adım: Hasar uygulanır. Hasarla ilgili koruma ve değiştirme etkileri burada uygulanır.

İkinci adım:  Uygulanan hasarın sonuçları vardır. Bu sonuçlarla ilgilinen değiştirme etkileri (can kaybı veya counter eksiltmesi gibi) burada uygulanır.

Magic 2010‘a göre hasarlar şu şekilde uygulanacaktır:

  • Oyuncuya uygulanan hasar, oyuncunun o kadar can kaybetmesine neden olur.
  • Planeswalker‘a uygulanan hasar, planeswalker‘ın o kadar loyality counter kaybetmesine neden olur.
  • Wither‘lı bir kaynak tarafından bir yaratığa hasar uygulanması, o yaratığın üzerine o kadar -1/-1 counter eklenmesine sebep olur.
  • Wither‘sız bir kaynak tarafından bir yaratığa hasar uygulanması, o yaratığın üzerinde o kadar hasar kalmasına sebep olur.
  • Lifelink‘li bir kaynak herhangi bir şeye hasar uygularsa, kaynağın sahibine o kadar can kazanmasına ve o hasarın başka ne tür sonuçları olacaksa o sonuçların da uygulanmasına neden olur. Örneğin; wither‘lı ve lifelink‘li bir yaratık başka bir yaratığa hasar uygularsa kendisini kontrol eden oyuncuya can kazandırırken, hasar verdiği yaratığın da aynı zamanda o kadar -1/-1 counter almasına neden olur.

Beşinci madde lifelink‘i değiştiren maddedir. Bu madde ile lifelink artık hasar verme olayının bir parçasıdır. Diyelim life‘nız 1 ve aynı anda 2/2′lik iki yaratık size saldırıyor. Siz 3/3 lifelink‘li yaratığınızla 2/2‘lik yaratıklardan birini blokluyorsunuz ve diğeri bloklanmadan size hasar veriyor. Combat damage‘den 2 can kaybedip aynı anda 3 can kazanarak – rakibin yaratıklarının her ikisi de first strike‘a sahip değil – combat‘tan 1 can kazanarak toplamda 2 canla çıkıyorsunuz.

M10 Booster Packs

İşte yeni core set‘le gelen yeni kurallar, değişiklikler bu kadar… WotC bu kadar kastıracağına yeni oyunculara stack kavramını öğretmeye çalışsaydı çok daha pratik olurdu bence. Neyse, tüm bu kuralları ilk kez test edebileceğimiz ve M10 kartlarını canlı kanlı ilk kez görebileceğimiz yer 11 Temmuz 2009 Cumartesi günü tüm Dünya‘da yapılacak olan Magic 2010 pre release turnuvaları olacak. Türkiye‘de başta İstanbul olmak üzere Bursa, Ankara ve İzmir‘de de 11 ve 12 Temmuz‘da pre release, 18 ve 19 Temmuz‘da da release turnuvaları yapılacaktır.

Turnuvalar sealed deck (limited) formatında olup 6 adet Magic 2010 booster pack verilecektir. İstanbul‘daki M10 pre release turnuvası detayları içinse aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz. Taze basılmış kart kokuları eşliğinde sealed decklerle limited MtG eğlencesi kesinlikle harika olacak. Herkese bol şans diliyor, top 8 yapıp bir de draft yapmalarını öneriyorum. Mananız hiç bitmesin…

M10 Istanbul Pre-release Info

Reklamlar

Secrets of Spidey’s Web

Okumayı öğrenip hemen arkasından çizgi romana başladığım vakitten beridir yüzlerce süper kahraman ve süper kötünün maceralarını okudum. Ama içlerinden sadece bir tanesinin bendeki yeri bambaşka olmuştur: Bu tabii ki Spider-Man‘den başkası değildir. Onun o kendine has geek tavırları, örümceğin ısırığından sonra da nerd‘lüğünden ödün vermeyişi, o hastası olduğum süper güçleri ve harika esprileri ve eğlenceli kişiliği… Spider-Man her zaman bir çizgi roman kahramanından da öte bir şey olmuştur benim için. Bu yazımda – uzun olacağını belirtmeme gerek yok sanırım – dost canlısı komşumuz Spidey’nin ından ve onun niteliklerinden bahsedeceğim. Yazıdaki görselleri uçsuz bucaksız, terabyte’larca çizgi roman içeren o harikaötesisüpermanyak sanal arşivimden özenle seçtim. Amazing Fantasy, The Amazing Spider-Man ve Ultimate Spider-Man serilerinde yer alıyor tüm bu görseller. Yazıyı okuduktan sonra artık siz de Spidey’nin ağının tüm sırlarını öğrenmiş olacaksınız.

Spider-Man’i ve ağını sadece filminden bilenler için çok önemli bir uyarı/düzeltme yapmak istiyorum öncelikle: Spider-Man’in ağı organik değil, sentetiktir. Yani, ağlar filmdeki gibi bileğinden çıkmaz. Tamamen Peter‘ın kendi uğraşları sonucunda bulduğu özel sentetik bir polimer yapıştırıcıdır. Gene tamamen kendi tasarımı olan ağ fırlatıcılarını kullanarak bu özel kimyasal maddeyi, tıpkı bir örümceğin ağını kullanması gibi, yüksek yerlerden salınmak ve düşmanlarını etkisiz hale getirmek için kullanır.

Peter, bu örümcek ağını ilk kez boy gösterdiği çizgi roman serisi olan Amazing Fantasy‘nin 1962‘de yayınlanan 15. sayısında gösterdi insanlara. Ağ hazırlamaya karar vermeden hemen önce radyoaktif örümceğimizin ısırığının kazandırdığı tüm güçleri keşfetmiş, alışmış ve üstüne bir de kostümünü tasarlamıştı. Tüm bu örümcek adam olma olayları aklına bir de örümcek ağı yapma fikrini getirir ve kahramanımız üstün kimya yeteneğini kullanarak harika bir yapıştırıcı geliştirir. Tabii beraberinde mühendislik harikası olan ağ fırlatıcılarını da icat eder.

Amazing Fantasy #15

Ağ fırlatıcıları her iki bileğe takılan, avuç içine kadar uzanan hassas elektrotlu düğmelere sahip olan bir cihazdır. Spidey, herhangi bir parmağıyla rahatça uzanabilir ve parmağının en ufak bir dokunuşuyla ağ fırlatıcısındaki kartuşta bulunan ağı fırlatabilir.

Amazing Fantasy #15

So, they laughed at me for being a bookworm, eh? Well, only a science major could have created a device like this!

Spidey’miz tüm süper güçlerini tanır, öğrenir. Kostümünü tasarlar. Ve son olarak ağını hazırlar. Artık her şey tamamdır. Süper kötü tekmeleme ve bilimum kahramanlık işlerini gönül rahatlığıyla yapabilir.

Yukarıdaki  kareler Spider-Man‘in ilk kez okuyucunun karşısına çıktığı Amazing Fantasy dergisinin 15. sayısından alındı. Aynı sahneyi bir de Ultimate Spider-Man‘de görelim. Ultimate Spider-Man, Marvel Evreni‘ndeki alternatif evrenlerden biri oluyor. Ultimate Marvel Universe‘de olaylar ana evrendeki olayların bire bir aynı olmasa da oldukça benzer şekilde cereyan etmektedir. Ultimate Spider-Man serisinde de Peter kimya yeteneğini konuşturarak geliştiriyor ağını. Ama ufak bir ayrıntı var burada. Çünkü geliştirdiği kimyasal yapıştırıcı, babasının yıllar önce üzerinde çalıştığı ama tamamlamak için ömrünün yetmediği bir yapıştırıcı formülüydü. Örümceğin ısırışından sonra birden aydınlanan Peter, babasının tamamlamayamadığı yapıştırıcı formülünü geliştirerek tamamlıyor. Ve hepimizin bildiği inanılmaz Spider-Man ağını icat ediyor.

US #6 - Spidey's Web - p.4

US #6 - Spidey's Web - p.5

…Thank God, i’m just superheroish nerd to do it.

Ultimate Evreni, 500 sayıyı deviren ana seriyi okumaktan korkan yeni nesil okuyucular için oluşturulmuş bir evrendi. Ana serideki büyük olaylar biraz farklı bir kurguyla bu seride de vuku buldu. Spidey‘miz bu alternatif evrende daha modern, daha esprili ve daha fırlama… En son Ultimatum olayı ile sonlandırıldı bu evren. Fakat Marvel Comics‘in en güzel işlerinden biri oldu çıktığı gibi.

Neyse, konuyu çok dağıtmadan Spidey’nin ağının özelliklerine gelelim. Ağ fırlatıcılarından çıkmış bir iplik Spidey ağı bir piyano telinden daha güçlü ve gerçek örümcek ipliği kadar da dayanıklıdır. Spider-Man: The Ultimate Guide‘a göre bir iplik Spidey ağı Hulk‘ı bağlayıp etkisiz hale getirecek kadar güçlüdür. Official Handbook of the Marvel Universe‘e göreyse ağın gerginliğin gücü her milimetre karesine 54 kg ağırlık binmesiyle eşdeğerdir. Ağ çok güçlüdür. Çok dayanıklıdır. Çok esnektir. Thing‘i bağlayıp zapt edebilecek kadar güçlü, Human Torch‘un sıcaklığına karşı dayanıklı, ateşe karşı %90 dayanıklılığı vardır; çok büyük sıcaklıklarda ağ erir, süperelastik özelliği de mükemmeldir. Ağ, bir saat sonra güçlerini kaybetmeye başlar ve sonunda buharlaşıp yok olur. Bu çok önemli bir özelliktir. Çünkü bir kaç haftadan sonra NY semalarında, gökdelen aralarında yıpranmış devasa ağ manzaraları oluşabilirdi. Tozu alınmamış, örümcek basmış bir metropol görüntüsü eminim çok ilginç olurdu. Ama zaten, JJJ sağ olsun, yeteri kadar anti sempatizana sahip olan Spidey bir de bununla uğraşamazdı sanırım.

Amazing Spider-Man

Tabii ki muhteşem ağımızın özelliği bu kadar değil. Spidey, saatlerce süren egzersizlerden sonra bu muhteşem ağını farklı şekillerde de kullanmayı öğrendi: Bu muhteşem ağ Spidey için yeri geldi bir kalkan, bir güvenlik ağı, bir paraşüt, bir bariyer, bir kayak, bir sal, bir sopa, bir top ve bir yapışkan tutkal oldu. Spidey maceradan maceraya koştukça türlü durumların içine girdi ve hepsinde de bu muhteşem ağı onun en yakın dostu, kurtarıcısı ve can yoldaşı oldu.

Amazing Spider-Man

Tüm bunlara ek olarak Spidey ağı çok güçlü bir halat, hızlı yayılan bir sprey ve olağanüstü yapışkan bir sıvı olarak da kullanılabiliyordu.

Amazing Spider-Man

Tabii zaman içerisinde Spidey ağı düşmanlara göre modifiyeden geçmiştir. Elektro‘ya karşı yalıtkan ağ, Human Torch‘un alev kontrolünü engellemek için ateş geciktirici özellikli ağ ve Rhino‘nun kalın derisini eritebilmek için asit özellikli ağ bile kullanmışlığı vardır Spidey‘nin. Peter tüm bu örümcek adam olma olaylarına girişmeden önce oturup sağlam bir örümcek araştırması yapmıştır araştırmacı bir araknolog edasıyla. Ve bu engin bilgilerini kimya yeteneğiyle birleştirip bu muhteşem ağı ve fırlatıcısını icat etmiştir. Özellikle ağ fırlatıcılarının çalışma prensibi ve tasarımları için örümceklerin abdomenlerindeki – örümceğin kıç tarafı oluyor – spinneret denilen ağ fırlatma organını incelemiştir.

Amazing Spider-Man

Ağ tek başına işe yaramayacaktı kesinlikle. Çünkü onu fırlatacak, kullanılır hale getirecek bir cihaz gerekiyordu. Ağ fırlatıcıları bu yüzden tıpkı örümceklerin abdomenindeki spinneret gibi olması gerekiyordu. Ağın şekilden şekle girmesi, o kimyasal maddenin gerçek bir ağ gibi kullanılabilmesi için spinneret model alınarak yapılmış fırlatıcılara ihtiyaç vardı. Fırlatıcıları bir silah gibi düşündü Peter. Bir tetikleme sistemi ve o tetikleme sisteminin kullanacağı bir şarjör birimi yapılmalıydı. İşte o şarjör birimi kimyasal madde olan ağın tutulduğu kartuşlar şeklinde tasarlandı. Kartuşlarsa Spidey’nin belinde cephanelik misali yedekte tutuldu, fırlatıcılardaki bittikçe yenisi kullanılmak üzere.

Amazing Spider-Man

Amazing Spider-Man

ASM #259 - Web-shooters

Ağ fırlatıcılarını biraz daha yakından incelersek ne kadar detaylı bir alet olduğunu görebiliriz. Gerçekten burada tüm mühendislik yeteneğini konuşturmuş Peter. İlk şemada bir ağ fırlatıcısının genel görünümü ve ana bölümleri yer almakta. İkincisindeyse ağ fırlatısıcının spinneret ağızlığı denilen kısmının ayrıntılı kesiti bulunmakta.

WebShooters_Main

Spinneret Nozzle

İşte muhteşem Spider-Man‘in harika ağı ve ağ fırlatıcısı böyle bir şey… Işın kılıcından sonra gerçekten yapılmasını en çok istediğim ikinci kurgusal nesne bu benim. Son olarak tüm bu alet/edevatın acil bir durumda, tehlikeli bir yerden kurtulmaya çalışırken nasıl da işe yaradığını görelim. İşte Spider-Man olmak böyle bir şey:

Amazing Spider-Man

Fictional Physics Books

Bir kaç girdi öncesinde de bahsettiğim gibi Kurgusal Fizik Kitapları yazısıyla karşınızdayım. Fizik kitabı dendiğinde genelde insanların aklına iç bayıcı, sıkıcı ve boktan Serway‘in Fizik-1 ve Fizik-2 kitapları gelir. Sevgili mühendis adaylarımız bu yüzden servis dersleri olan Fizik-1 ve Fizik-2’den bir daha karşılaşmamak üzere kurtulmak ister. Fizikçi adaylarıysa kendi işleri olan Fizik derslerini bu dandik Serway kitaplarıyla birlikte geçmek zorunda kalır. Tabii ben de bir fizikçi adayı olarak bu durumla karşılaşma tehlikesi geçirdim, fakat alternatif kitap arayışım mükemmel bir keşifle sonuçlandı. Richard Feynman gibi bir üstadın 3 ciltlik The Feynman Lectures on Physics serisinin bir sahibi olarak fiziği öğrenmek pek sorun olmayacak benim için. İşte bu yazı da fizik kitapları sıkıcıdır genellemesinin yanlışlığını anlatacak ve epey istisnanın olduğunu gösterecek. Tabii The Feynman Lectures on Physics gibi eğlenceli ders kitabı tanıtımı değil de kurgusal dünyalardaki fiziksel olayları gerçek fiziksel disiplinlerle açıklayan eğlenceli kitapların tanıtımı yer alacak bu yazıda. Yalnız şöyle bir şey demiştim daha önceleri, kurgusal dünyalarda adı geçen fizik kitapları tanıtımı olacak şeklinde saçma bir şey demiştim. Düzeltir, özür dilerim.

Aşağıdaki listede yer alan kitaplar fizik kuramlarını ve kanunlarını çizgi romanlardaki süper kahraman ve süper kötüler, bilimkurgu dizi ve filmlerindeki olaylar ve bunun gibi bir çok kurgusal evrendeki fiziksel olaylar üzerinden anlatıyor. Bu kitapların genel bilgilerini ve kısaca tanıtımlarını bulacaksınız bu yazıda. İşte 8 kitaplık o güzel liste:

  • The Physics of Superheroes
  • The Physics of Christmas
  • The Physics of Star Trek
  • The Physics of the Buffyverse
  • The Physics of Hollywood Movies: Don’t Try This At Home!
  • The Science of Harry Potter: How Magic Really Works
  • The Science of Supervillains
  • The Science of Star Wars

The Physics of Superheroes

The Physics of Superheroes Yazar: James Kakalios

Yayıncı: Gotham; 2 edition (November 3, 2009)

Sayfa: 416 Dil: İngilizce

Minnesota Üniversitesi‘nden fizik profesörü James Kakalios‘un yazdığı bu kitap ünlü çizgi roman serilerindeki süper kahramanlarla fiziği güzel bir şekilde birleştiriyor. Marvel ve DC evrenlerindeki karakterler kullanılmış. Kitapta temel fizik kanunları ve kuantum mekaniği, Sicim teorisi, elektromanyetizma ve termodinamik gibi modern fizik konularıyla çizgi romanlardaki süper kahramanların yeteneklerinin işleyişi ve büyük olayların fizikle alakalı kısımları anlatılıyor. Spider-Man‘in ağ fırlatışından Krypton‘ın yoğunluğuna, Gwen Stacy‘nin George Washington Köprüsü‘nde ölüşünden Dünya’daki yerçekiminin Krypton’dakinin 15 katı olduğuna kadar bir dolu konudan bahsediyor bu güzel kitap. Kitapta yer alan Marvel ve DC karakterleriyse şöyle: Spider-Man, Flash, Superman, Ant-Man, The Atom, Ironman, Magneto

The Physics of Christmas

The Physics of Christmas

Yazar: Roger Highfield

Yayıncı: Back Bay Books (November 1, 1999)

Sayfa: 320 Dil: İngilizce

Bu kitap ise Noel ve onun ilgili tüm objeleri fizikle buluşturuyor. Kapağında Ren geyiklerinin aerodinamiğinden hindinin termodinamiğine diyen bu eğlenceli kitap Noel’e bilimsel bir perspektiften bakıyor. Olayları açıklarken sadece fizik ve astronomiyi kullanmıyor; biyoloji ve genetik bilimlerini de kullanıyor yazar Roger Highfield. Kitap, ren geyiklerinin nasıl uçtuğunu, Noel Baba’nın genetik yapsını, hindinin pişirilişinin termodinamikle açıklanması ve geleneksel Noel hikayesinin bilimsel analizini anlatıyor.

The Physics of Star Trek

The Physics of Star Trek

Yazar: Lawrence M. Krauss

Yayıncı: Basic Books; Revised edition (July 9, 2007)

Sayfa: 280 Dil: İngilizce

Ve işte kurgusal fizik kitaplarının olmazsa olmaz’ı… Star Trek‘i hepimiz biliyoruz. Klingon‘lar, Vulcan‘lar, Romulan‘lar, Yıldız Gemileri, Enterprise, Spock, Kirk, ışınlanma… Kendisi bir kuramsal fizikçi olan yazarımız bu kitapta Dünya dışında yaşam ihtimali, objelerin ışınlanması ve zamanda yolculuk gibi bugünkü teknolojiyle neden imkansız – mesela bir kişiyi ışınlayabilmek için 100 megaton hidrojen bombasından çıkacak olan enerji gerekiyormuş –  olduğunu anlatıyor. Star Trek‘teki teknolojiden bahsediyor ve diğer kurgusal fizik kitaplarında yapıldığı gibi tüm bunları temel fizik kanunları ve modern fizik konuları üzerinden anlatıyor. Ayrıca kapakta da görülebileceği üzere önsözü Stephen Hawking amcamız yazmış. Kitapta Warp hızıyla alakalı da çok güzel analizler yer almakta.

The Physics of the Buffyverse

The Physics of the Buffyverse Yazar: Jennifer Ouellette

Yayıncı: Penguin (Non-Classics) (December 26, 2006)

Sayfa: 352 Dil: İngilizce

Kült TV dizilerinden Buffy the Vampire Slayer ile Angel‘ın bulunduğu evren olan Buffyverse‘ü bilimsel olarak ele alan bu kitap olayları açıklarken fizik biliminin yanında biyoloji ve kimya bilimlerini de kullanıyor. Yazarımız kitapta vampir fizyolojisinin artılarını ve eksilerini açıklıyor, Buffy’nin dövüş tekniklerinin neden başarılı olduğunu tartışıyor ve dizideki robotik ile AI teknolojsini derinlemesine araştırıyor. Dizide yer alan fiziksel olayları açıklarken de diğer kurgusal fizik kitaplarındaki gibi temel fizik kanunlarını ve modern fizik konularını kullanıyor.

The Physics of Hollywood Movies: Don’t Try This At Home!

The Physics of Hollywood Movies Yazar: Adam Weiner

Yayıncı: Kaplan Publishing (September 4, 2007)

Sayfa: 272 Dil: İngilizce

Bol aksiyonlu, bol bütçeli Hollywood filmlerinin unutulmaz sahnelerini fiziksel analizlerle inceleyen eğitici bir kitap The Physics of Hollywood Movies… Özellikle hareket, dinamik ve mekanik konularını inceleyen kitapta direkt ünlü Hollywood film sahnelerinden kotarılmış fizik soruları yer almakta. Kitabın yazarı bir fizik öğretmeni ve fizik eğitimi konusunda araştırmalarda yer alan, stand up gösterileri de yapan eğlenceli bir amcamız. Kitapta yer alan örnek bir soru şöyle:

You throw a motorcycle straight up into air. (You’re very strong, similar to Superman, the Incredible Hulk, or Vin Diesel in XXX.) Refer to the lesson on acceleration below to answer the following questions. What is the direction of the acceleration (a) on the way up, (b) at the top of its flight, and (c) on the way down?

The Science of Harry Potter: How Magic Really Works

The Science of Harry Potter How Magic Really Works Yazar: Roger Highfield

Yayıncı: Penguin (Non-Classics) (May 27, 2003)

Sayfa: 368 Dil: İngilizce

The Physics of Christmas‘ın yazarının aynı konseptli diğer kitabı. Harry Potter dünyasındaki tüm olayların, büyülerin ve büyülü eşyaların bilimsel bir şekilde açıklanabildiğini gösteriyor yazar. Harry’nin sihirli dünyasını ”bilimi yıkmak yerine aydınlatmasına yardımcı olmak” için kullanıyor. Kitapta sadece fizikten yararlanılmamış. Genetik, biyoloji, kimya gibi bilimlerden de yardım alınmış. Bilimi sihir olarak tanımlayan yazar Muggle biliminin sahip olduğu fenomenlerin Harry Potter dünyasındaki olaylarla nasıl da örtüştüğünü gösteriyor kitabında. Fluffy‘yi moleküler biyoloji ile Nimbus 2000‘in uçuş sırasında sapındaki özelliği ”yerçekimi-koruma efekti”yle açıklayan güzel bir kitap The Science of Harry Potter.

The Science of Supervillains

The Science of Supervillains

Yazar: Lois H. Gresh

Yayıncı: Wiley; 1 edition (October 18, 2004)

Sayfa: 224 Dil: İngilizce

The Science of Superheroes‘un yazarından Doc Ock, Magneto, Lex Luthor gibi süper kötülerin kullandığı teknolojiyi anlatan bu kitap diğerleri gibi bunu bilimsel tekniklerle yapıyor. Lex‘in yaptığı her türlü acayipliği ele almakla yetinmeyip Doc Ock‘ın biyomekanik ahtopot kollarını detaylıca incelemiş bu güzel kitabımız. Çizgi roman fanlarının The Physics of Superheroes‘la beraber almaları gereken kitaplardan biri oluyor güzide kitap.

The Science of Star Wars

The Science of Star Wars

Yazar: Jeanne Cavelos

Yayıncı: St. Martin’s Griffin; 1st edition (May 5, 2000)

Sayfa: 256 Dil: İngilizce

The Pyhsics of Star Trek kitabı Trekkie‘ler için ne ifade ediyorsa bu kitap da SW fanları için aynı şeyi ifade ediyor. Tabii Star Trek‘in de Star Wars‘un da kalbimizdeki yerleri ayrı ayrı olduğu için bu kitapların da her birini ayrı seviyoruz. Kitabın yazarı bir astrofizikçi… “Star Wars fueled my interest in space exploration and the possibility of alien life.” diyerek Star Wars‘tan aldığı mesleki gazı bize göstermiştir. Yazar kitapta 5 önemli gezegensel bölgeyi, SW ırklarını, droidleri, uzay gemileri ve silahları, Force‘u detaylıca inceliyor.

Bu tarz epey kitap var aslında. Ama ben en ilgi çekici olduğunu düşündüğüm ve beğendiğim 8 kitabı listeleyip tanıtmayı tercih ettim. Tüm bu kitaplar hem ilgilendiğimiz kurgusal dünyayı daha gerçekçi kılıyor hem de fizik öğrenimini daha eğlenceli yapıyor. Özellikle The Physics of Superheroes, The Science of Supervillians, The Physics of Star Trek ve The Science of Harry Potter kitaplarını yakın zamanda edinip okumak istiyorum. Bu kitapları edinip okudukça da burada detaylı incelemelerini yayınlarım zaten. O zaman tek bir kitabın incelemesinden oluşur yazı. Serway okuyup fizikten tiksinmek var, bir de The Feynman Lectures on Physics gibi bir kitabı okumanın yanında yukarıdaki kitaplarla da fiziği eğlenceli bir şekilde öğrenmek var. Tüm bu kitaplardan sonra hala ”fizik eğlenceli değil abi…” diyenlerle özel olarak görüşmek istiyorum.

Fictional Physicists

Yazılmayı bekleyen bir yazıydı bu epeydir. Sonunda oturup yazabiliyorum. Daniel Faraday’in Lost Sezon 5’te başına gelen bir olaydan sonra bu yazıyı yazma kararı almıştım. Bu yazıda başlıktan da anlaşılacağı üzere kurgusal fizikçileri sıralayıp, tanıtacağım. Aslında her birini tanıyoruz. İzlediğimiz dizilerde, filmlerde, oynadığımız oyunlarda, okuduğumuz romanlarda ve çizgiromanlarda büyük rollere sahipler ve her biri önemli karakterler. Ama genelde bu karakterlerin birer fizikçi olduğuna pek dikkat edilmez. İşte bu yazının amacı dikkatleri çekmek ve gerçek hayatta olduğu gibi kurgusal evrenlerde de ne kadar önemli insanlar olduğunu göstermektir.

II. Dünya Savaşı’ndan beridir önemi sürekli artan fizikçiler, o yıllardan beri artan bir sıklıkta kurgusal dünyalarda da önemli karakterler olarak yer almaya başlamıştır. Atom bombası yapılana kadar fizikçilerin ne işe yaradığı bilinmezken, Manhattan Projesi için generaller fizikçilerin ayağına kadar gitmiştir ikna edebilmek için. Hatta bombanın yapımı bittikten sonra da çoğu fizikçi ordu tarafından çeşitli konularda danışman olarak görevlendirilmiş. Bu adamlar bu kadar önemli bir bombayı yapabiliyorlarsa o zaman diğer konularda da epey yardımları dokunabilir diye düşünmüş o zamanın generalleri. Şimdi bakınca da karizması yüksek bilimadamları arasında en önde giden gene sevgili fizikçilerimizdir. Bugün CERN’de çalışan parçacık fizikçilerinin yerinde kim olmak istemez ki? İşte gerçek dünyada oldukça önemli bir role sahip olan, günümüz teknolojilerine yön veren fizikçilerin kurgusal dünyada da ne kadar önemli rollere sahip karakterler olduğunu görmüş olacağız.

Aşağıdaki listede benim seçtiğim 10 adet kurgusal fizikçinin kısaca tanıtımları yer alacak. İşte söz konusu kurgusal fizikçiler:

Daniel Faraday – Lost

Sheldon Cooper  – The Big Bang Theory

Leonard Hofstadter – The Big Bang Theory

Rajesh Koothrappali – The Big Bang Theory

Richard ‘Dick’ Solomon  – 3rd Rock from the Sun

Doctor Manhattan  – Watchmen

Gordon Freeman – Half-Life

Emmett Brown – Back to the Future

Doctor Octopus – The Amazing Spider-Man

Bruce Banner – Hulk

Daniel Faraday – Lost

Lost‘daki en önemli karakterlerden biri tartışmasız Daniel Faraday‘dir. Eloise Hawking ve Charles Widmore çiftinin zeki oğlu çocukluğundan bugüne sürekli annesinin baskısı altında kalmıştır. Bu durumdan sürekli şikayetçi de olsa anne sözünden çıkmamıştır asla. Çocukluğundan bu yana zekası ve kendisinin bilmediği ulvi görevler yüzünden annesi tarafından fizik bilimiyle ilgilenmesi için sürekli yönlendirilmiştir.

Dr. Daniel Faraday, Oxford Üniversitesi‘nden mezun olduktan sonra The Queen’s College‘de fizikçi olarak çalışmaya başladı. Uzmanlıştığı alan ise uzay-zaman konusuydu. Açıkça söylenmemiş de olsa dizide, özellikle bu alanda uzmanlaşmasının sebebinin altında gene sevgili annesinin baskıları yatmaktadır bence. Bu alanda uzmanlaşmasının istenmesinin sebebi de tabii ki bu alanın adayla ilgili olmasıydı.

Uzay-zaman konusundaki çalışmalarına adada da devam eden Daniel, adanın gizemli tarihinde zamanda bir ileri bir giderek folloş olmuştur. Ve en sonunda da çok feci bir sonla karşılaşmıştır. Adada olayların düzelmesi için elinden geleni yaptığı halde dövülmüş, hor görülmüş, anlaşılamamış, sevdiceği ellerinde ölmüş ve annesi ne demişse yapmıştır. Tüm bu çilekeşliğine rağmen Lost’taki o esrarengiz, ne yaptığını bilen bilimadamı tavırlarıyla da gönlümüzü kazanmayı bilmiştir. Dizi boyunca yaptığı şeylerin önemi en büyük olan yegane karakter olmuştur Daniel Faraday. Seni asla unutmayacağız Daniel

Sheldon Cooper  – The Big Bang Theory

Aşmış bir kuramsal fizikçi olmanın yanında gelmiş geçmiş en enteresan dizi karakteridir Dr. Sheldon Cooper. IQ’su 187 olan bu obsesif karakterimiz Caltech‘de kuramsal fizikçi olarak çalışmaktadır. Gene Caltech’de deneysel fizikçi olarak çalışan Dr. Leonard Hofstadter‘ın ev arkadaşıdır. Özellikle Sicim Teorisi üzerinde çalışmalar yapan Dr. Sheldon Cooper, 2. sezonun finalinde Sicim Teorisi’nin ispatını yapmak üzere 3 aylığına Kuzey Kutbu‘na gitmiştir.

Üstün zekalı karakterimiz 11 yaşında üniversiteye başlayıp 14 yaşında mezun olmuştur. 1 adet master derecesine, 2 adet de doktora derecesine sahiptir. 12 yaşındayken radyoaktif izotopları bölmek için titanyum sentrüfaja – merkezkaç makinesi – ihtiyaç duymuştur. 13 yaşındayken de oturduğu bölgede ücretsiz elektrik dağıtımı amacıyla ev yapımı nükleer reaktörü için internetten yellowcake uranyum siparişi vermiştir. Tabii hükümet ajanlarının radarına yakalanınca hükümet ajanları tarafından bunun tehlikeli olduğu konusunda ikna edilmeye çalışılmıştır. Stevenson Ödülü‘nü kazanan en genç fizikçi olmuştur. Ve henüz 15 yaşındayken Almanya‘ya misafir profesör olarak gitmiştir bir kaç aylığına. İlk doktorasını 16 yaşındayken Twistor Teorisi üzerine yapmıştır.

Megolamanlığın zirve noktasında olan Sheldon ‘Yer çekimini bulmak için kafama elma düşmesi gerekmezdi.’ diyerek Isaac Newton‘dan bile üstün görmüştür kendisini. Bilim kurguya, çizgiromanlara, video oyunlarına ve Kore yemeklerine çok düşkündür. Battlestar Galactica, Star Trek, Doctor Who ve Stargate hastasıdır. Her çarşamba Halo 3 oynar. DC evrenini daha çok sever. Batman favori karakteridir ve sıklıkla Flash, Aquaman, Green Lantern, Superman tişörtleri giyer. Ve aseksüeldir.

Dr. Sheldon Cooper’ın mühendislik ile ilgili düşünceleri de çok bombadır. Mühendisleri ‘bilimin Oompa Loompa’ları‘ ve ‘semi-skilled labor‘ olarak adlandırır. Ve ona göre mühendislik, fiziğin az gelişmiş küçük kardeşidir. İnsanlarla arasındaki sosyal ilişkisini ilginç bir deneyim olarak gören bu obsesif karakteri gerçekten çok seviyorum. The Big Bang Theory’nin açık ara farkla favori karakteridir Dr. Sheldon Cooper

Leonard Hofstadter – The Big Bang Theory

Leonard HofstadterCaltech‘de deneysel fizikçi olarak çalışan Dr. Leonard Hofstadter‘ın IQ’su 173‘tür. Sheldon’la aynı daireyi paylaşmaktadır. Bu durumun çilesini katlanılır kılan tek şey ise karşı dairede oturan sarışın Penny‘dir şüphesiz. Platonik aşkı gerçek bir ilişkiye çevirmeyi başarmıştır Leonard, fakat çok uzun sürmemiştir maalesef bu. Fakat farkında olmadan da Penny’i kendine aşık edebilmiştir.

Genelde lazerler üzerinde çalışır. Helyum-neon lazeri kullanır sıklıkla. Dizideki normale en yakın karakterdir. Laktoza karşı çok hassastır. Gördüğümde hayran kaldığım bir oyunu oynayabilen – Klingon Boggle – katıksız bir nerd‘dür kendisi. Çok sağlam bir Superman çizgiroman koleksiyonu vardır. Battlestar Galactica Colonial Warrior Suit‘e sahiptir.

Her daim Sheldon’un anlaşılmaz hareketlerini açıklayan, sabırlı bir dost olmuştur. Leslie Winkle ile seks tabanlı ilişkisi onu yıpratmış olsa da hoşuna gitmiştir yeterince.

Rajesh Koothrappali – The Big Bang Theory

Diğer karakterimiz ise Dr. Rajesh Koothrappali. Wollowitz’le beraber The Big Bang Theory 4’lüsünü tamamlıyor. Caltech‘de parçacık astrofizikçisi olarak çalışan Rajesh bir Hintli‘dir. Astrofiziğin Gandhi‘si olmak en büyük hayalidir. Bir Stephen Hawking aşığıdır.

Sarhoş olmadıkça hiçbir dişiyle iletişim kuramaz. İlk sezondaki Penny’le tanışması o yüzden efsanedir Rajesh’in. Dizinin en eğlenceli karakterlerinden biridir. Wollowitz ile beraber eğlenceli diyaloglara girer. Her çarşamba Sheldon, Leonard ve Wollowitz’le beraber Halo 3 oynar. Bir bölümde Summer Glau ile karşılaşır. Kaçırılmaması gereken bölümlerinden biridir The Big Bang Theory’nin.

The Big Bang Theory karakterleri bu kadar. Wollowitz bir mühendis olduğu için listeye dahil edilmedi tabii ki. Ancak onu da seviyoruz mühendis olmasına rağmen.

Richard ‘Dick’ Solomon  – 3rd Rock from the Sun

90’ların sonlarına doğru yayınlanmaya başlayan harika bir sitcom dizisi olan 3rd Rock from the Sun‘dan Dr. Richard Solomon‘la tanışın. Dr. Solomon, Dünya’ya insanları ve insanlığı araştırması için gönderilen eğitimli bir uzaylı grubunun High Commander‘ıdır. Yaşlı bir insan formunda gelmiştir Dünya’ya. Pendelton State Üniversitesi‘nde fizik profesörü olarak çalışmaktadır. İlk bölümde durumundan şikayetçi olarak “…third rate planet, has a job at a third rate university, and now we are looking at a third floor apartment.” şeklinde bir cümle söylemiştir.

Muhakkak izlenilmesi gereken ve tavsiye ettiğim bu dizideki uzaylı araştırma grubu Amerikalı bir aile görünümünde gelirler Dünya’ya. Ve Dick Solomon da bu ailenin reisi ve en yaşlısı olarak şehir üniversitesinde fizik profesörlüğü yapar. Bu aile her gün, günün sonunda evlerinin çatısında oturup günün değerlendirmesini yaparlar. Bu sırada çok geyik diyaloglar çıkar ortaya. Dr. Solomon’un okuldaki öğrencilerle ve diğer hocalarla ilişkisi de görmeye değerdir.


Doctor Manhattan  – Watchmen

Dr.Manhattan Üstat Alan Moore‘un Watchmen‘inden benim favori karakterimdir Doctor Manhattan. Asıl adı Jon Osterman‘dır. Dr. Jon Osterman nükleer fizikçidir. Intrinsic Field subtractor‘ın içinde hapsolduktan sonra mavi derili bir süper-insana dönüşmüş ve Amerika’nın Vietnam Savaşı’nı kazanmasını sağlamıştır tek başına. Amerikan Hükümeti’nin elindeki bu büyük güç Sovyet Birliği’ni rahatsız etmiştir ve Watchmen’in hikayesinin de temelini oluşturan Nükleer Kıyamet paranoyasının başlamasına sebep olmuştur.

Moore, Doc Manhattan’ı Captain Atom karakterini baz alarak tasarlamış. ‘Bir çeşit kuantum süper-kahramanı‘ olarak düşünülmüş. Star Trek’ten Spock’a da benzetebiliriz. Kendisi eskiden bir insanken, kazadan sonra insanlar ve insanlık çok anlamsız gözükmeye başlamıştır Dr. Manhattan’ın gözünde. Amerikan halkı onun için ‘Superman is alive and he is American‘ demiştir. Princeton Üniversitesi‘nden mezun olmuştur. ‘Existence of life is a highly overrated phenomenon‘ diyendir. Bütün zamanları aynı anda ve devamlı algılar. Tek bir konumu ve sabit bir boyutu yoktur. Zaman algısı bambaşkadır.

İnsanlıktan uzaklaşır, insanlar ve problemleri anlamsız gözükmeye başlar. Ve en sonunda kendini Mars’a ışınlar ve orada inzivaya çekilir.

Gordon Freeman – Half-Life

Dr. Gordon Freeman, MIT Fizik bölümünü birincilikle bitirmiştir. Genel Görelik Teorisi ve kuantum dinamiği konularında uzmanlaşmış bir kuramsal fizikçidir. Çocukluk kahramanları Albert Einstein, Stephen Hawking ve Richard Feynman olan karakterimiz Black Mesa‘ya çalışmaya gittiğinde tüm hayatı değişir. Kuramsal fizikçi olarak deneylere katılıp, sonuçları analiz etmesi gerekirken birden elinde levye ve bilimum ateşli silahla farklı boyuttan gelen mahlukat avına başlar. Üstüne bir de Black Mesa’yı yok etmeye gelen askerlere karşı savaşır. Doktorasını da kuramsal fizik üzerine MIT’de yapar.

Black Mesa‘daki deney sırasında reaktörün patlaması sonucu Xen isimli boyuttan gelen yaratıkların istilasından itibaren uysal bir kuramsal fizikçiden bir Terminator‘e, bir Rambo‘ya dönen Gordon Freeman giydiği hi-tech suit‘iyle de ünlüdür. Levyeyi bize sevdiren bu bilgisayar oyunu karakteri Half-Life‘ı hayatımızda önemli bir yer teşkil etmesini sağlamıştır. Zaten bu yazı bittikten sonra Half-Life 1 ve 2’yi indirip kısa sürede bitirmek üzere oynamaya başlayacağım.


Emmett Brown – Back to the Future

Doc Brown‘u es geçemezdim böyle bir listede. Marty‘nin akıl hocası, çılgın bilimadamı Doc Brown favori karakterimizdir Back to the Future serisinden. İcat ettiği akım kapasitörü sayesinde bir DeLorean‘den zaman makinası yapmıştır. 1940’lardan önce Manhattan Projesi‘nde çalışmıştır. Daha sonraları California Üniversitesi‘nde ve MIT‘de de çalışmıştır.

İlk filmde zaman makinasının gerekli hıza ulaşması için kullanacağı plutonyumu Libya’lı teröristlerden çaldığı için vurulur. Ve olay yerindeki Marty McFly vurulan Doc’ı kurtarmak için 1955‘e gider zaman makinasını kullanarak. Tabii devam eden olaylarda 2015‘e ve 1885‘e de giderler. Doc Brown, 1885’te tanıştığı Clara Clyton‘a aşık olur ve evlenir. Doğan çocuklarına da Jules ve Verne isimlerini verirler hatta. Tabii zaman makinası da bu kadar yolculuktan sonra aynı kalmaz. DeLorean iken ilk olarak 2015’te organik atıkla çalışabilecek şekilde bir modifiyeden geçer. Ve 2015’te tüm araçların uçmasından dolayı bizim DeLorean da uçan bir araca dönüştürülür. Son olarak da zaman makinası organik atıkla çalışan, uçabilen, post-modern bir lokomotife döner. Son filmin final sahnelerinden olan Doc’ın Clara ve çocuklarıyla birlikte zaman makinası lokomotifinden el sallayarak zamanda sıçraması hala ilk izlediğimiz zamanki gibi hafızamızda taptaze duruyor.

Marty: Wait a minute. Wait a minute Doc, uh, are you telling me you built a time machine… out of a DeLorean?
Doc Brown: The way I see it, if you’re going to build a time machine into a car, why not do it with some style?

Doctor Octopus – The Amazing Spider-Man

Spider-Man‘in ezeli düşmanlarından biri, Doc Ock… Asıl adı Dr. Otto Gunther Octavius olan Doc Ock bir nükleer fizikçidir. Atom fiziği araştırmaları için beyin komutlarıyla kullanılabilen yüksek teknolojili robotik kollar yapmıştır. Bu kollar radyasyona, yüksek ısıya dayanıklı ve çok güçlüdür. Doc Ock, onları kolayca kullanabilir. Bir deney sırasında olan kaza yüzünden bu kollar Doc Ock’ın omurgasına entegre olmuştur ve artık vücudunun bir parçası haline gelmiştir. Aynı zamanda bu kazada Doc’ın iskelet sistemi de normalden oldukça fazla bir şekilde güçlenmiştir.

Deneyleri için yeterli desteği görmediğinden elverişsiz ortamlarda deneylerine devam etmiştir ve bu elverişsiz ortam yüzünden deney sırasında kaza olmuştur. Bir de Amazing Spider-Man tarihinde çok ilginç bir olay da vardır Doc Ock‘la ilgili. Sevgili Doctor Octopus‘umuz The Amazing Spider-Man #131‘de May Yenge ile evlenmiştir! İşte bahsi geçen 131. sayının kapağı:

AmSpiderman131-01

İşte kapitalist Amerika’nın düşen satışları yükseltmek için yapmayacağı sansasyonel olay yok.

Bruce Banner – Hulk

Dr. Bruce Banner, gamma bombasının testleri sırasında patlamaya maruz kalana kadar kendi halinde bir fizikçiydi. Gamma ışınlarını yedikten sonra sinirlenince insan üstü özelliklere sahip bir yeşil deve dönüşmeye başladı. Ve Hulk ismiyle anılmaya başladı. Hayatı mahvolan Bruce Banner, en ufak bir sinirsel oynamada gözü dönmüş olan Hulk’a bürünüp bir oraya bir buraya savrulmaktan huzuru bulamadı asla. Hulk iken zeka ve bilincini kaybediyordu, sinirlendikçe güçleniyordu Bruce Banner.

Hulk’a dönüştüğünde üzerindeki giysilerin yırtılmasına rağmen altındaki pantolon ve donun yırtılmadan kalması ve sürekli ”Hulk SMASH! Hulk SMASH!” diye bağırarak etrafta dolanmasıyla hafızalarımızda yer edinmiştir. Ayrıca 2008 yapımı The Incredible Hulk filmi de kesinlikle izlenmelidir.

Yazı çok uzun oldu, fakat yapacak bir şey yok. 2 parçaya bölmek istemedim. Bir kısmı biraz spoiler bilgi içerse de çok kritik konulardan bahsetmemeye çalıştım. Fictional Physics üzerinden bir kaç yazı daha yazacağım. Sonraki yazının başlığını paylaşayım mesela, Fictional Physics Books. Kurgusal fizik kitaplarının listesi ve tanıtımları yer alacak bahsi geçen yazıda.

Kurgusal dünyada ne kadar çok fizikçinin yer aldığı ve oldukça popüler karakterler olduğunu göstermeye çalıştım. Aslında bu karakterlerin her biri başlıca bir yazı konusudur. Kısaca kim olduklarından ve bulundukları kurgusal dünyadan bahsettim. Verdiğim spoiler bilgiler içinse tekrar özür diliyorum.