Deli Gücük: Düğümler – Kısım 2

Cevher Ağa bir şey söylemedi. Sessizce tütününü tüttürmeye devam etti.

Jerom ısrarcıydı: ” Sen bilirsin bunları Cevher Ağa. Ne diyor bu kahpe? Kimi fısıldar, kimi sayıklar böyle? İsa’yı mı? Musa’yı mı? Zamanında uçkur çözüp göt devirdiği tokmakçısını mı?”

Zarif, Çerkez çocuğunun terli alnına yapışmış saçlarını okşarken bir yandan da çıtırdayan ateşe bakarak mırıldandı: “Kaftarküski… Torosların bu yakasına indiğimizden beri hep aynı kelimeyi sayıkladı durdu: Kaftarküski.”

“Eyleme bizi Cevher, deyiver de sohbetin tadı olsun şu ayazlı gecede. Neymiş bu Kaftarküski?” diye sordu Jerom, çorbanın kalanını dikmeden önce. Cevher Ağa yavaşça adamlarına döndü. Yüzünün yarısı gölgelerle kaplıydı. Zarif, aşık olduğu bu müşfik yüzü ilk kez bu kadar kaygılı görüyordu. Kaygılı… Hatta belki de…

Hayır. Bu imkansızdı. Cevher Ağa ömrü hayatında hiç kimseden korkmazdı. Ne kurttan, ne kuştan. Ama şimdi sesinde hiç şahit olmadığı bir boğukluk, bir tereddüt yok muydu Ağasının?

“Bu oğlanın memleketinde bir mahluktan bahsederler: Kaftarküski… Bir nevi gece cini. Anadolu’da başka başka isimlerle bilinir. Ardahan’da Yolazdıran, Aladağlar’da Harparik, Yozgat’ta Kibilik, Diyarbekr’de Kepoz derler ona; Harput’ta Kamos, Niksar’da Aldaçı, Zile’de Hobur, Kars’da Mekir, Edirne’de Koncolos, Çukurova’da Varsaklar ona Kara-kırnak der, Sürmenedekiler ise Karakura. Sivas’ta Enkebir’dir adı. Lazlar ona Germakoçi ya da Dağkoçi der, yani “Dağ Adamı”. Çarşamba Babası veya Ahubaba diyen de çoktur ona. Yezidiler Kara Baba diye tanır. Ama şu kupkuru Bozkırın göbeğinde, kuytu Anadolu’nun çorak ve dölsüz kasıklarının ortasında onu esas Deli Gücük diye bilirler. Oğlan onu imdada çağırıyor.”

Yaylada rüzgâr iyiden iyiye hızlanmıştı. Yıldızlar, bir şey sezmişçesine, birer birer çekilmeye başladı, serpiştirildikleri engin kubbenin yüzeyinden. Şimdi etraflarındaki dağlar ayaklanıp yürümeye başlamış gibiydi. Issız zirvelerinde kol gezen rüzgârın tiz haykırışları geliyordu zifiri gecenin içinden.

Zarif, Çerkez oğlanın ustura altındaki feryatlarını düşünüp ürperdi. Jerom ise bir süre Cevher Ağa’ya baktıktan sonra, tedirginliğini gizleyemediği zorlama bir sırıtmayla sordu:

“Ne yaparmış peki bu… Deli Gücük? Adam mı yer imiş?”

Cevher Ağa etraflarını sarmış dağlara uzun uzun baktıktan sonra tuhaf bir sesle devam etti:

“Rivayetler her ilde aşağı yukarı aynı: Kara Baba, akşam ezanından sonra ıssızlarda, viranlarda ortaya çıkar. Bazen köpek, keçi ya da tilki olarak görünür. Bazen de dev gibi, kara saçlı, kara sakallı, başı kocaman, dişleri at dişi gibi iri, uzun kollu, tırnakları bir karış, asalı bir adam suretine girer. Derler ki sırtına giydiği aba aslında kendi kefenidir. Metruk köylerde, rüzgârlı yaylalarda, terk edilmiş bağlarda, çorak tarlalarda, virane değirmenlerde, kurumuş kör kuyularda, sessiz pınarlarda, kara korularda, uğultulu höyüklerde gezer.”

Jerom bir şey diyecek gibi oldu, sonra sustu.

Ağa devam etti: ” Deli Gücük ateşte yanmaz; kuşa, kurda dönüşür; istediğini almazsa sığıra, koyuna, sahibine, soyuna sopuna ölüm getirir; ağaç kabuğundan canlı balık yapar; kendisine içecek vermeyenin davarları ölür, evine yıldırım düşer; omuzlarında 2 tane sedir ağacı çıkar, kuru odunu yeşil ulu ağaç yapar, aynı anda yedi yerde olur. Tepesinde ona refakat eden yedi uğursuz karga vardır. Bu kargalar tuhaf tekerlemelerle konuşur, gaipten haber verir, göründüğü kişilere ecel vaktini bildirirler. Yezidiler bu konuşan kargaların aslında yedi-baş melek olduğunu söyler…”

Jerom araya girdi:

“Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail, Rafail, Dedrail ve Şemkel.” Cevher bildiklerinin son kırıntısını da aktarmak üzere tekrar fısıldadı. Alevlerin ışığı dipsiz gözlerini bir söndürüp bir yakıyordu.

“Çarşamba Babası sönmüş mumlar, güvercin boku ve taze cevizler gibi kokar. Kimileri başka kokulardan da bahseder. Karşına çıkacağı zaman tuhaf bir koku kaplar evvela ortalığı. Gece gelir. Adamı uçuruma, dağa, akarsuya çekip öldürür.”

Derin bir sessizlik çöktü. Sadece rüzgârın aşağıdaki loş vadilerden, uğuldayan ormanlardan, kara taşların altından koparıp getirdiği tiz feryat vardı. Jerom başını eğmiş düşünüyordu. Zarif, kollarında sayıklayan sarı saçlı çocuğa şimdi nefretle bakıyor, kendilerine musibet çağırıp duran şu küçük ağzı koparıp yırtmak için Ağasından izin bekliyordu. Uzun süre kimse konuşmadı. Etraflarında gürleyen Anadolu’yu dinlediler.

Deli Gücük: Osmanlı Taşrasından Dehşet ve Korku Hikayeleri, Kamra Yayıncılık

Deli Gücük: Düğümler – Kısım 1

…Akçeleri az, yükleri kıymetli olduğu için mümkün olduğunca hızlı ve gizli gidiyorlardı. Cevher Ağa, Urum diyarının tüm patikalarını, tüm pınarlarını bilirdi. Onları kimselerin bilmediği sallantılı tahta köprülerden, daracık keçiyollarından yürüttü. Abanoz renkli çakıllarla kaplı ovalardan, kızıl kayalarla bezeli tepelerden, tuzlu topraklardan geçtiler. Tepelerin zirvesinde yıkık dökük eski hisarlar, yosun tutmuş surlar onları izledi sessizce. Nesturi köylerinin yakınından yürüdüler. Buzağılara binmiş Ermeni oğlanları, çengiler çalan Kürt kızları gördüler. Allah’dan bir zarar gelmez, gelirse Şeytan’dan gelir diye, sırf korkularından Şeytan’a ibadet edip, ateşe tapan eski Yezidi köylerinden geçtiler. Gözlerinin rengi bilinmez bir sebepten solup kaçmış Yezidiler onlara baktı uzaktan.

Anadolu derindi. Anadolu engindi.

Geceleri engin yıldızların altından ateş yakıp kahve höpürdettiler, midelerini tütün dumanı ile doldurdular. Çerkez oğlan ilk birkaç gün iyiydi. Su içti. Zarif’in kendisine sabırla içirdiği çorbayı yudumladı. Ancak Anadolu’nun içlerine indikleri geceden itibaren anlaşılamaz bir şekilde ateşi yükseldi. Tuhaf bir humma haline kapıldı. Böylesini hiçbiri daha evvel görmemişti.

Beti benzi atmış olan oğlan sanrılar içinde kıvranıyor hep aynı… Hep aynı sözü, anlamsız bir kelimeyi sayıklıyordu. İltihaplanmadan şüphelenen Zarif’in ve Jerom’un tüm çabalarına rağmen oğlanın ateşi bir türlü düşmüyor, tam anlaşılamayan, ama mütemadiyen zikrettiği o tek kelimelik sayıklaması bir türlü geçmiyordu.

“Ne diyor sahi bu?” diye sordu Jerom bir gece, bakır leğendeki yağlı çorbayı, yeşil yeşil küflenmiş kaşar ile mideye indirirken.

“Sürekli aynı kelimeyi söylüyor sanki. Ecdadımıza mı sövüyor?”

Deli Gücük: Osmanlı Taşrasından Dehşet ve Korku Hikayeleri, Kamra Yayıncılık

Largest and Smallest

Largest and Smallest

I’ll be working on the largest and smallest objects in the universe – supercluesters and neutrinos. I’d like you to handle everything in between.

Rorschach Günlükleri – 1

Rorschach’ın Günlüğü, 12 Ekim 1985.

Bu sabah sokakta köpek leşi var. Parçalanmış karnında lastik izleri. Bu şehir benden korkuyor. Gerçek yüzünü gördüm. Sokaklar kanla dolu büyük birer oluk. Lağımlar sonunda tıkandığında tüm sıçanlar boğulacak. Bütün seks ve cinayetlerinin birikmiş pisliği bellerine kadar geldiğinde, orospular ve politikacılar yukarı bakıp “kurtar bizi” diye bağıracaklar… Ben de aşağı bakıp “hayır” diyeceğim. Hepsinin seçme şansı vardı. Babam ya da Başkan Truman gibi iyi insanların ayak izlerini takip edebilirlerdi. Alın teriyle kazanmaya inanan dürüst insanların. Onun yerine, şehvet düşkünlerinin ve komünistlerin peşinden gittiler. Yolun uçuruma çıktığını çok geç olana kadar fark etmediler. Bana seçme şansları yoktu demeyin. Şimdi tüm dünya, bütün o liberaller, entellektüeller ve tatlı dilli herifler uçurumun kenarında duruyor ve aşağıya, cehenneme bakıyor… Ve bir anda kimsenin aklına söyleyecek bir şey gelmiyor.

– Rorschach

Brothers And Sisters

Brothers and Sisters

Amen! Quarks.

Hello Martian! – Symmetry in Physical Law

Matter - Antimatter

…Peki acaba karşımadde de madde gibi mi davranır? Bildiğimiz kadarıyla, evet. Simetri yasalarından biri de, karşımadde ile yaptığımız bir şeyin madde ile yapılan aynı şeyle aynı yolda davranacağı şeklindedir. Ancak, bunlar bir araya gelirlerse kıvılcımlar çıkararak birbirlerini yokederler.

Madde ve karşımaddenin aynı yasalara tabi oldukları düşünülmüştür. Ancak şimdi sağ ve sol simetrinin yanlış olabileceğini biliyoruz. Bu durumda ortaya önemli bir soru çıkıyor. Nötron parçalanmasını bir karşımadde için – bir karşınötron, bir karşıproton, bir karşıelektron (pozitron) ve bir nötrinoya ayrışır – ele alalım. Soru şudur: O da aynı şekilde mi davranacak, yani pozitron sol yönlü bir sarmalla mı ortaya çıkacak; yoksa öbür türlü mü davranacaktır? Bir kaç ay öncesine kadar ters yönde davranacağına; madde sola giderken karşımaddenin (pozitron) sağa doğru gideceğine inanıyorduk. Bu durumda Marslı‘ya neyin sağ, neyin sol olduğunu anlatma olanağımız yoktu; çünkü eğer kendisi karşımadde ile yapılmışsa, Marslı deneyi yaparken, onun elektronları pozitron olacağından, onlar da ters yönde dönecekleri için, kalbi ters tarafa koyacaktı. Marslı‘ya telefon edip ona bir insanın nasıl yapıldığını anlattığınızı varsayalım. O da dediklerinizi yapıyor ve başarılı oluyor. Daha sonra ona bizim bütün sosyal adetlerimizi açıklıyorsunuz. O da bize yeterince iyi bir uzay gemisinin nasıl yapılacağını açıklıyor. Sonunda onu görmeye gidiyorsunuz. Ona doğru yürüyüp, tokalaşmak için sağ elinizi uzatıyorsunuz. O da sağ elini uzatırsa tamam, her şey yolunda. Ama eğer sol elini uzatırsa, dikkat edinbirbirinizi yokedeceksiniz!

Richard Feynman – Fizik Yasalarında Simetri (Fizik Yasaları Üzerine, TÜBİTAK Yayınları)

The Far Side – Dog that try to comprehend quantum mechanics

The Far Side



Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.